Dişler Hakkında Genel Bilgi
Ocak 9th, 2008Dişler dört farklı komponentten oluşurlar;
Mine, vücuttaki en sert madde olup, en dışta koruyucu bir katman olarak yer alır. Sinir hücresi içermediğinden duyarlı değildir. Süt dişlerinin mineleri ana rahminde kalsifiye olmaya başlar. Bu olay sırasında kalsiyum tuzları mine organik matriksi üzerine çökelir. Mine teşekkülü sırasında annenin kullandığı ilaçlar ya da geçirdiği hastalıklar, birikme sürecinde aksamalara yol açabilir. Böyle durumlarda hipoplazik mine dediğimiz, mine tabakasında eksiklikler ya da renginde değişiklikler görülür.
Dentin, dişin asıl kitlesini oluşturur. Dişin üst kısmında mine, kök kısmında ise sement dentini örter. Dentin canlı bir dokudur ve çok sayıda kanalcık içerir, bu kanalcıklar pulpa denilen diş özüne kadar uzanır. Dolgu yapılırken dişin çürük kısmı temizlendiğinde ya da kuron (kaplama) yapılmak üzere diş küçültüldüğünde bu dentin kanalcıkları açığa çıkar. Böyle durumlarda sıcak, soğuk, tatlı ve ekşi yiyecekler hassasiyet oluşturur.
Sement, kökün üzerini örten ince kemiksi tabakadır. Diş kökü ile çene kemiği arasındaki bağlantıyı sağlayan lifler, bu tabakaya yapışır.
Pulpa, dişin orta kısmında bulunan sinir, kan ve lenf damarlarından oluşan yumuşak kısımdır. Dişin sıcağı, soğuğu ve basıncı hisseden kısmı pulpa dokusudur. Diş ağrısının oluşmasında da çoğunlukla pulpa dokusu etkilidir.
Dişler göreverine göre farklı şekiller almışlardır. Alt ve üst çenede önde dörder tane kesici diş bulunur, bu dişler besinleri kesip ayırmaya yararlar. Kesici dişlerin yanında uçları sivri olan ve koparmaya yarayan köpek dişleri bulunur. Azı dişleri ise köpek dişlerinden daha geride bulunurlar, üst kısımlarında geniş birer çiğneme yüzeyine sahiptirler ve besinlerin öğütülmesinde rol oynarlar. Alt ve üst çenede dörder tane küçükazı ve altışar tane büyükazı dişi bulunur. Üçüncü büyükazı dişleri yirmiyaş dişi olarak da bilinir.
Dişlerin sürme ve düşme zamanları,
süt dişleri:
sürme düşme
orta keser 6-12 ay 7 yaş
yan keser 6-12 ay 8 yaş
köpek dişi 18-24 ay 10 yaş
1.süt azısı 12-18 ay 9 yaş
2.süt azısı 24-30 ay 11 yaş
Sürekli dişler:
Sürme
orta keser 7 yaş
yan keser 8 yaş
köpek dişi 10 yaş
1.küçükazı 9 yaş
2.küçükazı 11 yaş
1.büyükazı 6 yaş
2.büyükazı 12 yaş
3.büyükazı 17-25 yaş
Tartar nasıl oluşur?
Önce yiyecek artıklarından oluşan besin birikintileri diş ile dişetinin birleştiği bölgede bir bant şeklinde birikir. Böylece ağzımızın normal florasında zaten varolan bakterilerin yerleşmesi için uygun bir ortam hazırlanmış olur. Bu birikintilere bakteri plağı denir. Bakteri plağı temizlenmezse tükrükteki mineraller bu birikintilerin üzerine çökelir ve sert, temizlenmesi güç olan tartar (diştaşı) oluşur. Eğer bu tartar da temizlenmezse dişetinin altına doğru ilerler ve ciddi dişeti hastalıklarına neden olan subgingival diştaşları oluşur. Eğer subgingival diştaşları da temizlenmezse dişeti altında iltihaplanmaya neden olur ve bizim periodontitis dediğimiz ileri derecede dişeti hastalığı tablosu ortaya çıkar. Periodontitiste iltihaba bağlı olarak çene kemiğinde erimeler görülür. İleri vakalarda ise dişler sallanarak kaybedilir.
Tartar oluşumu nasıl engellenir?
Tartar oluşumunu engellemenin en iyi yöntemi düzenli olarak diş fırçalamaktır. Dişler fırçalandığında bakteri plağı temizlenmiş olur ve diştaşı oluşumu süreci en başından engellenmiş olur.
Ancak düzenli olarak diş fırçalamaya rağmen yine de az miktarda diştaşı oluşması mümkündür. Düzenli dişhekimi kontrolü (yılda iki kez) ile oluşan diştaşları da temizlenir ve oluşabilecek dişeti hastalıklarının büyük ölçüde önüne geçilmiş olur.
Dişlerdeki made kayıplarının fazla olduğu durumlarada ve genelde arka bölge dişlerinde (azı dişleri) uygulanırlar. Hem estetik hemde çiğneme kuvvetlerine dayanıklı oldukları için uzun yıllar kullanılabilirler.
Önceleri en yaygın kullanılan dolgu malzemesi amalgamdı. Gümüş esaslı bir malzeme olan amalgam, görünüş itibariyle estetik olmadığı için günümüzde hem estetik hem dayanıklı bir malzeme olan porselen ön plana çıkmıştır.
Porselen dolgular, fazla miktarda madde kaybı olan ve dişin küçültülerek kuron (kaplama) yapılması gereken durumlarda uygulanan, sağlıklı diş dokusunu korumaya yönelik geliştirilmiş bir yöntemdir. Daha estetik ve kullanışlı olduklarından dolayı amalgam yerine tercih edilirler.
Porselen dolgu nasıl yapılır?
İlk seansta dişin çürük nedeniyle zarar görmüş kısımları tamamen temizlenir ve dolgu için uygun bir kavite hazırlanır. Ölçü alınarak laboratuvara gönderilir. Burada dişin eksik kısımlarını tamamlayan hastaya özel porselen dolgu hazırlanır. İkinci seansta ise hazırlanan dolgu dişe yapıştırılır. Çıplak gözle ayırt edilemeycek kadar dişe benzeyen porselen dolgu dayanıklılğı sayesinde uzun yıllar kullanılabilir.
Ağız kokusu (halitosis), üç farklı tipte karşımıza çıkar,
1. Fizyolojik ağız kokusu
2. Patolojik ağız kokusu
3. Psikolojik ağız kokusu
1.Fizyolojik ağız kokusu: Açlıkta ve bazen yemeklerdan sonra farkedilen ağız kokusudur. Yemeklerden sonraki ağız kokusu beslenme alışkanlıklarına göre farklılık gösterir. Bol miktarda protein içerikli yiyeceklerle (kırmızı et, balık, süt ürünleri) bakterilerin etkileşimi sonucu ortaya çıkar. Sarımsak, soğan, turp gibi koku veren yiyecekler de sülfür içerdikleri için ağız kokusuna neden olurlar. Kahve ,sigara, alkol de ağız kokusuna sebep olur.
Fizyolojik ağız kokusu, etkili bir ağız temizliğiyle kolayca ortadan kalkar.
2.Patolojik ağız kokusu: Genellikle ağız ve boğaz hastalıkları, çeşitli sistemik hastalıklar sebebiyle ortaya çıkar. Temel olarak ağız boşluğunun, diş ve dişetinin sağlık durumuyla ilgilidir. Kokuya neden olan faktörler besin artıkları, ağız mukozasından dökülen hücreler, ağızda toplanan lökositlerin artıkları ve tükrüktür. Ağız kaynaklı olanların çoğunun nedeni diş çürüğü, dişeti hastalıkları, ağızdaki eski dolgu ve kuronların (kaplamaların) alındaki çürüklerdir.
Dilin arka tarafı tükrük tarafından tam olarak temizlenemiyorsa, bu kısımdaki katlanma yerlerine bakteriler yerleşir ve ağız kokusuna neden olabilirler.
Ağız içindeki mantar hastalıkları, ağızda yara yapan diğer hastalıklar, bademcik iltihaplarıağız kokusuna yol açabilir. Ağız kuruluğuna sebep olan şeker hastalığı, hepatit, vitamin eksikliği, menopoz, emosyonel stresler, tükrük bezi hastalıkları ve tükrük salgısını azaltan diğer faktörler de ağız kokusuna neden olabilirler.
Bazı durumlarda ağız kokusu ağız dışı sebeplerden de kaynaklabilir. Bunların en başında burun ve sinüslerden kaynaklanan ağız kokuları gelir. Özellikle burun tıkanıklığı nedeniyle ağız solunumu yapan kıişilerde ağız kuruluğuna bağlı olarak ağız hijyeni bozulur.
3. Psikolojik ağız kokusu: Bazı hastalar yalnızca kendilerinin farkettiği, başkaları tarafından farkedilemeyen ağız kokusundan şikayetçi olabilirler. Bu inanç bazen o kadar kuvvetli olabilir ki kişinin hayatını olumsuz yönde etkiler, depresyona neden olur. Bu hayali ağız kokusu psikiyatrik bir durumdur, hekim ile hasta arasındaki ilişki iyi olmalı ve hastaya psikolojik yardım alması gerektiği anlatılmalıdır.
Ağız kokusunun saptanmasında basit bir yöntem uygulanabilir, hasta kendi bileğini yalar, birkaç saniye kurumasını bekledikten sonra bileğini koklar. Kendisi koku alabiliyorsa ağız kokusu var, alamıyorsa koku yok demektir.
Ağız kokusunun tedavisinde öncelikle kokunun nedeninin bulunması gereklidir. Diş hekimi, KBB uzmanı, gastroenteroloji uzmanı birlikte çalışmalıdır. Ağız kokusu çoğunlukla ağız kaynaklı olduğundan diş ve dişeti problemlerinin ortadan kaldırılması, ağız hijyeninin sağlanması genellikle tedavi için yeterli olur.
Dişler fırçalanırken dilin de frçalanması gerektiği unutulmamalıdır. Dil yüzeyinin temizliği için özel dil kazıyıcları ve fırçalar bulunmaktadır. Dil fırçalanırken olabildiğince dışarı çıkarılmalı ve dil temizleyicisi mümkün olduğu kadar dilin arka kısmına yerleştirilmelidir. Arkadan öne doğru hafifçe bastırarak çekilmelidir.
Ağız kokusunu engellemek için, öncelikle tam bir ağız muayenesi ve gerekli diş ve dişeti tedavilerinin yaptırılması gereklidir. Ağızdaki enfeksiyon kaynakları yok edilmeli, gömük ve sorunlu dişler çekilmelidir. Ağız kuruluğuna engel olmak için sık sık su içilmeli, bol sulu besinler tüketilmelidir. Sarımsak, soğan ve baharatlı yiyeceklerden kaçınmalı. Sarımsak ve soğan tercihen pişirilerek yenilmeli. Dişler fırçalanırken mutlaka dil de fırçalanmalı, alkol ve sigara kullanılmamalıdır.
Çok derin çürüklerde ya da dişin pulpa dokusunda (sinir ve damardan oluşan yumuşak kısım) hasar oluştuğu durumlarda bu kısmın çıkartılıp yerine bir kök kanal dolgusu yapılarak, diş ve çevre dokuların sağlığının korunması amaçlanır.
Kanal tedavisi nasıl yapılır?
• Öncelikle tedavi sırasında ağrı olmaması için lokal anestezi (ilgili bölgenin uyuşturulması) uygulanır.
• Çürük kısım temizlenir ve uygun bir giriş kavitesi hazırlanır.
• Hastalıklı pulpa dokusuna ulaşıldığında, pulpa çıkartılır ve hastalıklı kısımlar iyice temizlenir.
• Diş kanalı kök ucuna kadar şekillendirilir ve doldurulmaya hazır hale getirilir. Gerekli durumlarda iyileşmeyi hızlandırmak için çeşitli ilaçlar uygulanır.
• Kök ucunda ya da pulpa dokusunda iltihabi bir durum yoksa kök kanalı özel bir dolgu maddesiyle doldurulur ve dişin kuron kısmındaki madde kayıpları da dolgu ile restore edilir.
Kanal tedavisi yapılmış bir dişin ömrü, birçok faktöre bağlıdır. Dişin kökünün ve çevre dokularının sağlığı, tedavinin iyi yapılmış olması, hastanın ağız bakımına özen göstermesi, hastanın başka sistemik hastalıklarının olmaması, tedavi edilen dişin ağızda kalma süresini belirleyen en önemli faktörler arasındadır.
Sağlıklı dişetleri açık pembe renktedir, dişe ve çene kemiğine sıkı bir şekilde tutunur ve portakal kabuğuna benzer parlak ve hafif pütürlü bir yüzeyi vardır.
Dişeti hastalığının belirtileri:
• Fırçalama sırasında dişeti kanaması
• Kızarmış, şiş ve hassas dişetleri
• Dişlerden kolayca ayrılan ve çekilen dişetleri
• Dişler ile dişetleri arasından sızan irin benzeri iltihabi akıntı
• Sallanan dişler
• Dişlerin yer değiştirmesi, dişler arasında aralıkların oluşması
• Sürekli ağız kokusu
• Isırma sırasında dişlerin yer değiştirmesi
• Bölümlü protez kullanan kişilerde protezin takılıp çıkartılmasında zorluk yaşanması
Dişeti hastalığına neden olan faktörler:
• Genetik faktörler % 30 oranında etkilidir, ağız bakımının yetersiz olduğu durumlarda bu olumsuz etki birkaç kat artar.
• Sigara, dişeti hastalığının belirtilerini gizleyerek sinsi bir şekilde ilerlemesine neden olur.
• İlaç kullanımı; anti-depresanlar, doğum kontrol hapları, kalp hastalıklarında kullanılan ilaçlar tükrük salgısının miktarı ve içeriğinin değişmesine neden olduklarından dişetlerinin hastalığa daha yatkın olmasına neden olurlar.
• Şeker hastalığı; normal insanlara kıyasla enfeksiyona karşı daha dirençsiz oldukları için diabet hastaları peiodontal hastalığa daha yatkındırlar.
• Stes; vücudun hastalıklara karşı direncini düşürdüğü için enfeksiyonla mücadele zorlaşır.
• Hormonal değişiklikler; hamilelik, puberte, menapoz, menstürasyon gibi hormonal değişikliklerin fazla olduğu dönemlerde ağız sağlığına daha fazla özen göstermek gereklidir.
• Kötü beslenme, vücudun bağışıklık sisteminin zayıf olması anlamına gelir ki, bu da dişeti hatalığının ilerlemesini kolaylaştırır.
• İyi yapılmamış olan kuron-köprü protezleri, dolgular da dişetine baskı yaparak ya da besin birikimine neden olarak dişeti hastalığına neden olabilirler.
Dişeti hastalığının erken dönemdeki tedavisi dişlerin üzerinde bulunan birikintilerin (bakteri plağı ve diştaşı) temizlenmesidir. Erken dönemde tedavi edilmeyen dişetleri ilerleyen dönemlerde cerrahi tedavi gerektirebilir.
Bleaching, çeşitli nedenlerle sonradan oluşmuş diş renkleşmeleri ya da doğuştan var olan diş lekelerinin çeşitli kimyasal ajanlar (karbamid peroksit) kullanılarak ortadan kaldırılmasıdır. Bu sayede restoratif işlemlere gerek kalmaksızın daha beyaz gülüşler elde edilebilmektedir.
Bleaching uygulaması iki farklı şekilde yapılabilmektedir,
1. Home Bleaching:
Diş hekimi tarafından ağızdan bir ölçü alınır ve bu ölçüye göre laboratuvarda ağzınıza uygun bir kalıp hazırlanır. Silikondan yapılan bu kalıp ağıza adapte edilir.
Hekiminiz tarafından sizin için en uygun beyazlatıcı ajan ve aygulama süresi belirlenir.
Beyazlatıcı ajan, silikon kalıp aracılığıyla dişler üzerine belirtilen süre boyunca (4-8 saat) uygulanır.
Uygulamaya istenilen beyazlatmanın derecesine göre (7-14 gün) boyunca devam edilir.
Tedavi süresince, diş hekiminiz tarafından düzenli olarak kontroller yapılır, gerekli görüldüğünde kullanılan beyazlatıcı ajanın dozu ve kullanım süresi hekiminiz tarafından değiştirilir.
Uzun yıllar boyunca yapılan porselen restorasyonlarda, dayanıklılk sağlamak amacıyla metal altyapı kullanılırdı. Metal altyapı üzerine porselen ilave edilerek yapılan restorasyonlar, özellikle neon, fotoğraf makinesi flaşı gibi ışık kaynakları altında daha belirgin olmak üzere, opak görüntü verdikleri için yeterince başarılı bir estetik sağlanamıyordu. Günümüzde ise, son yıllarda üretilen ve önceleri uzay mekiklerinde ve ortopedik protezlerde kullanılan zirkonyum adlı malzeme sayesinde metalsiz porselen restorasyonlar yapılabilmektedir. Kuron ve köprülerde altyapı olarak kullanılan zirkonyum, hem çok dayanıklı bir malzeme olup hem de ışık geçirgenliği sayesinde daha doğal bir diş estetiğine ulaşılmasına imkan vermektedir.
Işık geçirgenliği sayesinde özellikle ön bölge restorasyonlarda doğal dişe en yakın görünüm elde edilebilir.
Zirkonyum yalıtkan bir malzame olduğundan soğuk-sıcak hassasiyeti oluşmaz.
Dişeti çekilmelerinde, metal destekli restorasyonlar diş ile birleşen kısımlarda kötü bir görüntü oluştururken full porselen restorasyonlar estetik görünümlerini korurlar.
Altyapıda metal kullanılmadığı için dişeti ile restorasyonun birleşim bölgesinde koyu renkli çizgiler oluşmaz.
Altyapıda kullanılan metal alaşımındaki bazı metallere karşı (nikel vb.) allerji oluşma riski oratadan kalkar.
Destek dişlere hem mekanik hem de kimyasal olarak tutundukları için, sadece mekanik olarak tutunan metal destekli porselen restorasyonlara oranla daha iyi tutuculuk sağlanır.